Sakaralan (Yacı) Kanyonu

 

Sakaralan Kanyonu

 

Şu “Yacı (Sakaralan)Kanyonu” gezisini kaleme almalı  diye düşündüm.

Konuşurken kolay da , kaleme almada ağırlaşıyoruz genelde. Güzel bir geziydi, daha önce kimselerin denemediği bir yer olacağı kanısındayız. aklıma birden Cahit Sıtkı Tarancı’nın orta okul yıllarında tanıştığım 35  yaş  şiiri aklıma geldi o yıllarda 35 yaş, anlatması bile zor . şimdilerdeyse 51’ lerdeyiz.

Şiiri düşünüyorum iki dizesi var aklımda gerisini bir türlü anımsayamadım. Şiiri düşündükçe iki dize daha yakaladım ama aklıma gelen dizelere de fazla güvenemedim. Dante’den sonrası bana güven vermedi. Zaten ne bir şiir ne de bir türküyü baştan sona bilmem ve söyleyemem. Son yıllarda biraz da unutkanlık başladı. Yaşlanıyoruz  herhal.

              Yazmaya niyetlendik ama şimdilik bu kadar karalayacağım galiba . yine akşam                      oluyor ve bir gün daha bitiyor. biliyorum ki kanyon gezisini düşünmek bile dolu dolu bir günü yaşamamı sağlıyor . bu gezimiz dolu bir gün; ama içimde yinede bir boşluk var. Yazmayı beceremezsem ?..

Ben şimdi Cahit Sıtkı Tarancı’nın 35 yaş şiirini bulup bir okumak istiyorum.

Yazmaya sonra devam ederim.  

Buldum .

 

 35 YAŞ ŞİİRİ

Yaş otuz beş yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, günler
Gözünün yaşına bakmadan gider.

 

Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var
Benim mi bu aynada gördüğüm bu çizgili yüz
Ya gözler altındaki mor halkalar
Neden öyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar ve aynada gördüğüm yüz

 

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan

Bu gün Pazar ,dünden aynada kalan
Bu güler yüzlü adam benim.

Bu gün gözüken somurtuk adam düşündüğüm ben değilim;

Görmek  istediğim şevkli, heyecanlı  ,sevecen bir yüz.

Düşünceli , karamsar  yüz görmek istemem

ama yalandır kaygısız olduğum yalan.

 

Hayâl meyâl şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı, ayrılıyor bir bir,

Sami Yoğurtçu artık gelmiyor gezilere,

İzzet Bağcan emekli oldu gitti.

Oyakbanklı  Vedat da       gitti

Polis Yücel’in tayini çıktı gidiyor.
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

 

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Güneş de çarpar öldürürmüş
Her doğan günün bir dert olduğunu ,rahatsızlığın varsa
İnsan bu sorunlu , sağlıksız  yaşa gelince anlarmış.

 

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar
Nerden çıktı bu kalabalık cumartesi yine gezi mi var

Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirini rezil ettim ama gene de sizinle paylaşmak isterim.

 

Sakaralan Köyünü” koyun ortaklığı girişimi” yaptığımız Veteriner Hekim Mustafa Gümüş’le yer araştırma çalışmaları yaptığım dönemde görmüştüm. Güzel bir köydü suyun olduğu (Çeşme) yere kadar gidip görmüş. Satın alınabilecek yerler araştırmıştık. Muhtarla tanışmış ama sıcak bir ilgi görmediğimiz gibi   köyden kovulmuştuk bile.

Köyden yer alabilme mücadelemiz sonucu kovulmamıza rağmen tanımamıza engel değildi. Köyün oradan derenin şırıltısı duyuluyordu. Ailecek bir hafta sonunu burada geçirebilir ve balık tutma hobimizi burada geçirebilirdik. Önümüzdeki hafta sonunu iple çekmiş köye ulaşmıştık. Kayadan şırıldayarak akan ve çeşmenin deposunu oluşturan yerden sularımızı doldurmuş yürüyerek dere kenarına ulaşmıştık. Köprüden avlanabileceğimiz ve piknik yapabileceğimiz noktayı belirlemeye çalışırken değirmeni fark ettik. Değirmenin önü piknik yeri olarak uygun gözüküyordu ve boş terk edilmiş izlenimini veriyordu. Seslenmemiz sonucu kimsenin olmadığını görünce piknik yerimiz belli olmuştu. artık avlanma ve piknik yapma zamanıydı. Dere korkunç derece temiz ve balıklar köprüden gözle görülebiliyordu. O günkü gereksinimimizi karşılayacak kadar balık avladıktan sonra temizleme ve pişirme aşamalarını tamamlayıp günümüzü tamamladık. Yeteri kadar da yüzdük. kanyonun ağzındaydık. Kanyonun agzında bir miktar

na yürüyerek ve yüzerek ulaşmıştım ama  ilerisi    

 

 

 

gözükmüyordu.Hava kararmadan köye dönüp bilgi almam gerekiyordu. Nereye çıkıyordu kaç km. idi. Gibi sorularla yanıt bulmaya çalıştık ama ne tam giden vardı ne giren .

Yok yılan vardı , su yutanlar vardı .vb .yanıtlar aldım.Safranbolu tanıtım kataloglarında da Sakaralan kanyonunu adı geçiyordu.biraz kitap karıştırdık ama yalnız gidilmesi öneriliyordu.

Doğa sever dostuma , İsmail Şengül’e buradan bahsettim.bir hafta sonu iki aile birden gitmeye karar verdik. İsmail arkadaşımız balık tutma konusunda oldukça şanslı ve serpmecidir.

Ben orada görebildiğim balıkları tuttuğumu ama gene de serpmeyle gitmeyi önerdim. İsmail kardeşimiz “şehirde belediye bir kazı yapsa çalışma sonucu su birikse burayı serpmeyi sallaya balık tutabilecek yetenektedir.”Hafta sonu Gültay ve Şengül aileleri olarak 8 birey kanyonun oradaydık. Derede balıkları saydık. 18 balık vardı. 200gr gelebilen boyda . az yemledik ve ilk serpme atma operasyonu sonucu 17 tanesi ağın içindeydi.

 

İsmail’de burayı beğenmişti. Burayı geçelim dedik.Bu geldiğimizde su daha da azalmıştı.

Safranbolu’ya geldiğimizde tekrar araştırmalar da bulunduk .oralı olup Safranbolu’da yaşayanları bulduk ama doyurucu bir bilgiye ulaşamadık. Daha doğrusu giren yoktu edindiğimiz bilgiler de. Bu bizi biraz daha kamçıladı. Akören’li  Emin  Yeşilkaya  (Enişte)ya söyledik bir akşam  üstü o dere yatağı fakir ve balık falan bulunmaz Teke Kurumu denen yerden kanyona inilebileceğini oranında su sesinden dolayı insanlara ürkütücü geldiğini söyledi.

Safranbolu Belediyesi  etkinliği olarak bu geziyi düzenlemeye giriştik. Belediye başkanı Nihat Cebeci’de  katılmayı kabul etti. Daha önce Gündoğan Köyü ve birkaç geziye bizimle katılmıştı. Geziyi “takım elbisenle gel “diyerek katılacaklara (deklare) tanıtmaya çalıştık.

 

 

       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gezi günü gelmişti. 20 kişilik bir grup oluşmuştu. İlk metrelerde ekip  10’ lu sayıya ardından 6 ya düştü. Sevgili bacanağım Mehmet Onay ve yeğenim Mustafa Özkan ilk  5 metrede 6 defa düşünce terk ederek yürüyüş gurubuna katıldılar. Grup oluşmuştu. Grupta lider yoktu. Konuştuk grupta herkes lider olacaktı kimse kendine zarar verecek bir harekette bulunmayacaktı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Kimi yerde yüzmüş kimi yerde boy vererek yürümüştük .yüzmüş olduğumuz yerlerde yiyeceklerimiz su almıştı korumaya çalışmamıza rağmen cep telefonları ve fotograf makinelerimizin su almaları sonucu kullanılamaz hale getirdik. 3 saatlik bir yüzme yürüme ve koruyabildiğimiz makinayla  fotograf çekme çalışmalarımız sonucu  dere yatağındaki büyük tabla kayaya ulaşmıştık ki yürüyüş gurubunun seslenmelerini duyduk. Güç bela onları görebildik. Ardından devam ederek 1. şelale diyerek adlandırdığımız yere vardık.

6 kişi birbirine bakıyordu. Birimiz atlasa hepimiz atlayacaktık,yüzlerden o okunuyordu. 3 saatlik mücadele iyice yormuş ve bizlere adrenalin patlatmıştı Oyun bozan biriyim herhalde atlamamayı önerdim. Kanyonun başlangıcındaki su debisi burada yoktu. Şelale 8-10 mt civarında gelmişti gözümüze, derinliğini kestiremedik. şelalenin altındaki su birikintisi yem yeşildi. bunlar da etkili oldu galiba atlamadık.

Artık çıkış yolu bulmalıydık kanyondan . geri dönüp dere yatağındaki büyük tabla kayanın üzerine çıkıp keşif yapmaya çalıştık. Şelale tarafından yukarı çıkılabilecek bir yeri gözle yakalayamadık.

 

 

geri dönerek sağ yanımızdaki yeşillik alanı denemeye karar verdik.Bir kaç araştırma tırmanması sonuç vermedi. Hiç canlı belirtisi izi yoktu. Hayvan pisliği falan yoktu görünürde. olduğumuz yerde herkes araştırma yapacaktı. Yücel Öztumür kesilmiş bir Kiren (Kızılcık)dalı bulduğunu  söyleyince soluklanma zamanının geldiğini anladık.alt tarafımız dere üst tarafımız komple kayaydı denemelerimiz sonuç vermemişti ama demek inilebilen bir yer vardı ki insanlar Kiren sopası kesmeye inmişlerdi. Az ıslanmış yiyeceklerden biraz bir şeyler yedik ve araştırmaya başladık nereden çıkılabilir diye üst tarafı denedik ama bir yer bulamayınca geri dönmeyi düşünmeye başladık çünkü dereden bakınca alt taraf 40 metrelere ulaşıyor gözüküyordu. saat ilerliyordu. aşağı tarafı da deneyelim derken sırt çantası ile girilemeyecek büyüklükte bir delik bulduk.

 

 

 Hemen denendi içerisi büyük bir yerdi. Oranın çıkışı arandı dere tarafına doğru gidiyordu mağara bitmiş kayanın ucuna çıkmıştık. kayanın yamacında bir ayak sığabilecek kadar bir kırık katman vardı ve yukarı doğru çıkıyordu. Çıkışı bulmuştuk. Yoğurtçu havlu attı burada.  iple bağlayıp güvenli bir şekilde çıkışı tamamladık.

Sami Yoğurtçu’yu bundan sonraki gezilerimizde göremedik grubumuzun içinde.

Bu gezimizi yazması için elde ettiğimiz resimleri o zaman dijital teknolojisine ulaşmamıştık. İzzet Bağcan’a verdik hatırlıyorum ama bir daha ne resim nede yazı gördük .bu gezimizin fotoğrafları yok elimizde ikinci gezimizin 1. aşamasının fotoğraflarını sizlerle paylaşmaya çalışacağız.  

 

Bu gün tekrar kanyondayız ve bu gün 07.temmuz 2007 Mikail’in yaş günü . Tam ona yakışır bir gün. İlk gezimizde 3saatte aştığımız parkuru 1 saat gibi bir zaman diliminde tamamladık

 

 

 Hey bak buradayım suların şırıltısına ,otların gürültüsüne,taşların tarihine bak Sakaralan kanyonunday-ım.-ız.

 

2. bölüm.

Yunus’un lafıydı galiba” Cennetteyiz herhal” ilkinde mola veremediğimiz eyleştiğimiz Teke Kurumu’ndaki dere yatağındaki büyük kayanın üzerindeyiz. Mikail Semiz’in yaş gününü kutladık kimilerimiz suçuk ekmek,ton balığı getirmişti. Biz Yücel’le birlikte Safranbolu’dan nar gibi kızarmış sıcak tavuk almıştık.iki üç kat naylona sarmış en son naylonu da havalı olarak ağzını bağlamıştık hava termos görevi görsün diye . herkes ne getirmiş olursa olsun küçük ateş yakıldı ateş köz düşürmeye başlamadan ton balığı ve hala sıcak olan tavuğa yönelindi. Bunlar biterken ateş kendine gelmiş ve sucuklar da kızarmıştı. Onları da yememek olmazdı. yemekler bitince hafif alkollü içecekler tüketildi .Yahya bey alkol almaz ama eline şişe verildi ve hatıra fotoğrafı bile çekildi .günün anısına.yediğimiz yemekler ,doğanın doyumsuz keyfiyle birleşince,her birimizin gözlerinde ”iyi ki varız iyi ki buradayız “coşkusu okunuyordu. Etraf temizlendi. Yola devam denildi. Her gezide genelde yolumuz uzun ve yokuş denir ya bizimkisi öyle değil  iniş ! daha önceki gelişimizde denemediğimiz şelaleye gelindi.yemekler biraz biraz bizi ağırlaştırmıştı ama kanyon artık güneş almaz konumdaydı,aldığımız enerjiler artık işimiz i kolaylaştıracaktı.Buradan sonra fotoğraf çekemeyecektik birinin pili bitmişti birini de suya düşürmüştük..Şelalenin başına geldik aşağı baktığımızda 10 metreden fazla gözüktü gözümüze atlamak istemedik önce işyerinde hazırlayıp denediğimiz ip merdiveni torbasından  iple beraber çıkarttık.

 

 

 

 20 metrelik ipimizi bir kayaya bağladık uçuna 10 metrelik ip merdiveni. grubu ikiye böldük Mikail, Efe Tom ve Yücel iple inecekler görülebilen yerde keşif yapacaklardı İsmail’le Yahya Hatipoğlu’nun itirazları yükseldi önce niye biz değil. Efe’yle Mikail’i biz iple çekip çıkartırız onlarsa bizi zor dedik Yahya ikna oldu neyse ki Mikail iple inmeye çalıştı ki yarı yolda kendini şelalenin sularına bırakıverdi,bu birazda ben suyla barışığım gösterisi gibi de geldi ya neyse rutin yaşam insanları şehirde bunaltıyor içlerindeki gizli enerji ve cesaretin açığa çıkartılması gibi geldi ,ardından Efe ve Yücel aynı olayı yaşadılar. az bekledik tamam şimdilik iyi idi mesaj. Yahya,ben Selim  ardından İsmail inecektik. kitaplarda ve filmlerde gördüğüm gibi inmeye çalıştım ipe yüzümü gökyüzüne “asumana” popomu   bir ara 10 metre urgan merdivenden birkaç metre indim şelalenin alt boşluğuna gelince beden ağır ipler eli kesiyor tepeden şakır şakır sular akıyor göremiyorsun bir yeri , salıverdim kendimi şelalenin sularına.sanırım bu tür geziler bizler için farklı anlamlar yüklenmiş olsalar da öndekinin yaşadığını yaşamaya başlıyorsun.onların enerjileri ile baş etmede zorlanacağız gibi . Mikail bu parkurda grubun en önünde olmanın keyfini çıkartıyor ve kendini kanıtlamanın dayanılmaz hissini yaşıyor. İpten geri çıkmanın denemesini bile yapmaya çalıştı ya neyse. Merdiveni ve ipi koyuverdik oraya taşımayalım diye.

İçimizde bir boşluk ve bir ilki deneme heyecanını yüzerek bir yere ulaştık. Bizimkiler 20 -30 metre yüzüp dönmüşler meğersem. Az bir açıklık küçük şelaleler ben daha önce İsmail Yücel Serdar ve Oyakbank’lı  ile  gelip alttan geçme denemesinde bulunmuştuk.  alttan şelaleyi geçemeyince soldaki kayalıklardan tepeye çıkmış ve kanyonu izlemeye çalışmıştım kanyonun içini  görme şansım  olmamıştı ama 1,5 -2 km yürümüştüm. İsmail google’den baktığını 500-600 mt civarında bir kanyon olduğunu söyledi  . biraz bilimsel söyleyince sustuk tabiî ki. 2 ardından 3. şelaleden atladık artık derinlik falan düşünmeden atlayıp atlayıp kot düşümlerini geçiyorduk. Kanyon güneş almadığından su çok soğuktu. Burada derler bi ayaz diye yaz günü çeneleri salmıştık. Mikail’in doğum günüydü bu gün ya kerata mosmordu ayrıca. Kanyonda bir açıklıkta dal parçaları bulup ateş yakıp ısınmak gerekti ve onu yaptık. Mikail ve efe mosmordular çeneler kış gününde olduğu gibi takırdıyordu. Ateşler yakıldı biraz ısınıldı .tekrar devam dedik İsmail’in 750 mt’si 1000 metreleri geçmişti. Soğuk su yormuştu hepimizi canımızdan can alıyordu, ısınmış vücut soğuk suya girince bi katılaşıyordu. Yücel  hipotermi geçirdi bir ara alıp Yahya’ya teslim ettim  oradan güvenli yere aldık . çantası bu atladığımız şelalede, şelalenin altına gidiyordu akıntıya gelmiyordu onu almak gerekiyordu bir koşu yüzüp onu da aldım ama artık kollarımda güç kalmamıştı. Çantayı alıp biraz daha soluklandık ateş yakacak yer ve odun   yoktu. Sakızdan enerji bekledik artık . tekrar devam derken bir şelale daha çıktı karşımıza çantalar atıldı önce sonra bizler atladık. Yahya’nın balta ve gözlük burada kayboldu. bu şelale de ayaklarım dibe vurdu. Bir açıklık yakaladık burada İsmail öndeydi susun işareti yapıyordu Ceylan var kanyonda dedi. ikinci sırada ben yüzüyordum baktım Mikail yürüyerek geçti yanımdan ben de yürüyeyim dedim boy verdik neredeyse hayvan sesten ürktü kaçtı dedi İsmail.  hayvan nerden inmiş baktık kestiremedik bir ateş molası daha verdik sigara molası da tabiî ki . 3 kişi sigara içiyor grupta. Bu sefer molayı uzun tuttuk. İki sigaralık gibi iyice ısındık ve azıkta kalan ne varsa da tükettik. İsmail’e yüklenmeler başladı kardeş ne biçim 500- 600 metre bu 3 tane 600 metreyi geçtik neredeyse diye. Hadi geldik neredeyse diye de moralimizi yüksek tutmaya çalışıyorduk. şelalelerin sayısını unuttuk ,küçükleri saymıyoruz zaten bir tane daha atladık ki tekrar çeneleri fora ettik.ne duracak yer var ne tutunacak. Çıkalım yer bulursak dendi. Mikail’le Efe davrandılar yer bulmak için Mikail tırmandı . tırmandığı yer bir ara güzel gözüküyordu ama tırmanılacak yer görünüyor da  ilersini gören yok.arkadaşlar en fazla 150 -200 metre kaldı gelin biraz soluklanalım.birer sigara içelim.bu parkuru tamamlayalım. Bir daha bunu denemek istemem isteğimi ilettim. Ne de olsa grubun 3.yaşlısıyım. tamam dendi. Küçük bir şelale ardından 6-7 metrelik bir şelale atladık. inişteyiz ya solumda bir sütunlu küçük mağara alttan girdiğimde görmüştüm.

Bağırdım.

 “arkadaşlar bu kadar”

şimdiye kadar geçilmez denilen kanyonu geçmiştik.

gene bitip tükenmiştik . ateş molası elbiselerin kurutulması . o gün en az 10 kez küçük suya çıktım kanyonda kolaydı alışmıştık herhalde aynısı yaptım. Kurumuştum ya öylesine tekrar suya girdim  gene ,bin bir güçlükle.hava karardığında Sakaralan’daydık.

Bir cumartesi  gününü böyle geçirdik. Gene dener miyiz dediler. Bensiz yapabilirsiniz lafı çıktı ağzımdan. deneyelim mi derseniz  . heyecan güzelde denemeyin derim. Ve ya bir insanlar var ya dost canlısı sevecen dışarıda gölgede bile 40 derece iken hava bu insanlar sayesinde insanlar ferahlar öylelerini bulursanız deneyin derim. Ama beni çağırmayın.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !